Sayfalar

19 Şubat 2018 Pazartesi

İçine Ne Koydu Anlamadım - Çin'de Pancake Tezgahı







Çinde bir sokak tezgahı bizim akıtma dediğimiz yabancıların krep yada pancake dediği yiyeceği yapıyor. Çok özellikli bir video değil ama akıtmanın içine ne koyduğunu hala anlayabilmiş değilim.

5 Aralık 2017 Salı

Kısa Hikaye Denemem - Galaktik Kampus


Galaktik Kampüs

İlk Temas


Özel bir vakıf üniversitesi bursluluk sınavına katılmak için İstanbul'a gitmiştim. Ben hayatımın büyük bir kısmını küçük bir ilçede yaşayarak geçirdim. O nedenle büyük şehirlerde yaşayamayacağımı hissi her zaman kalbimde bir yerlerde durur. 
Üstüme üstüme gelen yüksek katlı binalardan kaçarak sınavın yapılacağı yere yakın bir otelde bir gecelik bir oda kiraladım. Odam gayet iyi döşenmişti. Fiyatına göre lüks bile denebilirdi. Gerçi sınava gireceğim vakıf üniversitesinin ismini vermem bu konuda biraz etkili oldu. Resepsiyondaki bayan bu gece benim gibi pek çok müşterilerinin olduğunu söyledi. Bende hem bir şeyler yemek hemde rakiplerimin bir kısmını görmek için otelin restoranına indim. 
Üçerli dörderli bir kaç grupla karşılaştım. İki kız bir erkekten oluşan bir grubun yanındaki boş bir masaya oturdum. Masadaki menüyü gözden geçirmeye başladım. Ama yemeklerin çoğunun adı bende hiç bir çağrışım yapmadı. Menü ile cebelleşitigimi gören yan masadaki kızlardan biri Fransızca bir şeyler söyleyerek parmağını menüdeki listedeki bir adın üzerine bastırdı. 
Daha sonra gülümseyerek beni masalarına davet etti. Biraz çekingen birazda tetbirli hareketlerle masadakileri selamlayarak masaya oturdum. İlk önce beni davet eden kız kendini tanıttı. 
"Adım Tomris" dedi. Ardından ekledi. "Tomris Demirdöven." 
Sonra yanındaki aynı yaşlarda fakat daha koyu tenli kız devam etti. 
"Asena Kılıçbüken" dedi ve devam etti. "Şüradaki de küçük kardeşim Toygar".
Toygar ablasına içermediğini belli eder şekilde "Evet Toygar Kılıçbüken.  Memnun oldum" dedi. 
Bende "Pars Gökbörü" "Memnun oldum".
Bu arada Tomris dördümüz için yemek siparişini vermişti. Bana dönerek "Merak etme güzel bir yemektir" dedi. 
İstanbul'a dışarıdan geldiğimi ve yarın ki vakıf üniversitesi sınavına gireceğini söylediğimde cok ilgilendiler ve kendilerinin de bu sınav için geldiklerini söylediler. Ama ben kararsız olduğumu bu vakıf üniversitesinin neden beni sınava davet ettiğini anlamadığımı söyledim. Notlarım başlattı ve pek parlak bir öğrenci sayılmazdım. Hem nasıl bir sınav olacaktı. Davet mektubunda açıklayıcı bir madde yoktu. Arkadaşlarım ve ailem vakıfın ismini duyduklarında gitmem ve şansımı denemem için  beni adeta zorlamışlardı. 
Hikayemi anlatırken yemekler yenmiş ve lobide bir masa etrafında sohbete başlamıştık. Üçü de aynı şehirden arkadaşlar dı. Tomris ve Asena aynı kız lisesinden mezun olmuşlardı. Toygar onlardan tabi bende de bir yaş küçüktü ve özel eğitim veren bölge okulundan mezun olmuştu. Ama kızlar Toygar'ı beklemişler ve aynı dönemde üniversiteye gitmek istemişlerdi. 
Daha sonra kızların ısrarlarına dayanamayarak otelin barınağı geçtik. İçkiyle aram olmadığı için hafif bir şey sipariş ettim. Kızlar vişne votka istediler. Toygar içmek istemediğini hem içtiğinde ablasına mukayyet olması gerektiğini söyledi. Önemli bir günün arifesinde neden içmek istediklerini merak ettiğimi söylediğimde merak etme kafa dağıtmak için dediler.
Ama gece yarısına doğru ikiside çakır keyf olmuştu. Benim içinde dunya hafiften dönmeye başlamıştı. Toygar ile kızları omuzlayıp odaya çıkardık. Odalarımızın yanyana olduğunu görünce şaşırdım. Toygar ablası ile kalıyordu. Tomris yanlız oda kiralanmıştı. Oda kapılarımız karşılıklı idi. Tomris'i odasına götürmek için kapıyı açtığımda kolundan çekerek beni içeri sürükledi. Anlamadığım bir dilde birşeyler mırıldanıyordu. Elimden tutarak benim etrafımda dönmeye başladı. Bende bu dönüşten etkilenerek kendi etrafında dönüyordum. İçkinin hafif etkisiyle başım daha çok dönmeye başladı ve bilincini kaybederek odanın ortasına yığılı verdim. 
Derinden bir ses adımı sayıklıyordu. 
"Pars, Pars, Sayın Gökbörü artık uyanın. Yeni okulunuz daki ilk gününüze geç kalmak istemezsiniz. 
Afallamış şekilde etrafı bulanık görerek tüm bunların anlamını sordum. 
"Neler oluyor. Neredeyim ne oldu bana. Ne okulu bugün sınav olacaktı. Okulun ilk günü nereden çıktı".
Gözlerimi ovuştururken. Karşımdaki bulanık silüet netleşmeye başladı. Dün gece tanıştığım gruptaki Tomris karşımda bana mahcup şekilde gülümsüyordu. 
"İlk önce bir kaç açıklama yapmama gerek sanırım. Aslında sınav falan yoktu. Sende bizler gibi seçilerek buraya getirildin. Burası türler arası bir etkileşim merkezi ayrıca ileriki entekresyon için bir eğitim merkezi"
"Dur bakalım ne türü ne entekresyonu ilk önce nerede olduğumuzu söyle". 
"Tamam tamam söyleyeceğim. Samanyolu Galaktik konseyinin türler arası etkileşim ve ileride olası bir kargasayı en aza indirmek için temsilcileri eğitmek için oluşturduğu  Jüpiter'in uydusu Ganymede oluşturulan Galaktik eğitim üssü desin"
Yüzümde ne kadar büyük bir şaşkınlık ifadesi oluştuğunu tahmin edemiyorum. Söyledikleri tahmin sınırlarımın dışına çıkıyor. Şaşkınlığımı görünce en iyisi görmelisin dedi. Üzerimi değiştirdikten sonra kapıya yaklaştık. Bana şimdi göreceklerim için hazırlıklı olmamı kendisininde ilk gördüğünde şaşkınlıktan dona kaldığından bahsetti. İnanmayarak kapı önünde durdum. Kapı normal bir kapıdan farklı gözüktü. Sürgülü bir kapıyı andırıyordu ve metalik gri renkte idi. Birden sağa doğru açıldığında ilk şok dalgası beynimi sarmıştı bile. Tam önümden iki metre boyunda bir ıstakoz geçtiğini gördüğümde refleks olarak bir adım geri sıçradım. Daha sonra ürkek bakışlarla ıstakozun arkasından baktığımda vücudu kabuktan bir zırh ile kaplı gibi duran başı ıstakozdan çok insan kafasını andıran ama antenleri iki yana sarkan bir yaratık olduğunu anladım. Yanlız değildi. Yanında bir altmış boylarında uzun alınlı dikkatli bakmaz iseniz üçüncü sınıf uzaylı filmlerindeki marslı tiplerine benzeyen üç kişi daha vardı. 
İlk şoku atlattıktan sonra Tomris ile beraber kampüs alanına doğru ilerlemeye başladık. Bu arada kolidorlar kapılar hariç normal bir otel yada yurt kolidorlar dan farksızdı. Kampus alanına yaklaşırken büyük bir uğultu duyulmaya başladı. İleride balkon korkulukları ve merdivenler gözüküyordu. 
Korkulukla ulaştığım da başka bir şok dalgası bedenimi sardı. Kampüsün kafeteryası olduğu anlaşılan genişçe bir alanda şaşkınlıktan sayamadığım onlarca tür dünya dışı canlı oturmuş yada ayakta beslenme alışkanlıklarına göre bir şeyler yemekle meşgul iken bir kısmında sırada yiyeceklerini almayı bekliyorlardı.  
Tomris "Bu kargaşaya daha sonra katılırız. Şimdi müdürün yanına gitmeliyiz" dedi.
Müdürün odası dünyadaki pek çok örneklerinden farksızdı. Pek çok şey evrensel olarak birbirine benzer çözümler ile sonuçlanıyor diye düşündüm. Müdür daha önce kolidorda gördüğüm tipik  Marslı görünümündeki türdendi. Ama bariz şekilde yaşlı olduğu anlaşılıyordu. Hangi gezegenden olduğunu şimdi sormanın kabalık olacağını düşündüm. Bu arada yanında yaklaşık bir metre altmış santimetre boyunda tüm beyaz tenli ve tek parça beyaz tayt benzeri bir kıyafet giymiş. Saçları fiberoptik kabloları andıran ve gözümün algısınırlarından fazla renk barındıran uzun saçlara sahip iki kişi daha vardı. 
Müdür "Ben Alhem Garf. Bu kurumun başıyım" dedi.
"Seni bir süredir izliyorduk. Türler arası etkileşim için uygun bir aday olduğuna karar verdik. Bunda pek çok konu etkili oldu. Özellikle de "Riss" ile aranızda özel bir DNA uyumuna rastladık. 
"Bu arada Riss kendini hala tanıtmadın mı." 
Bu sorunun kime sorulduğunu araştırırken Tomris'in bana gülümsediğini gördüm. Bana özür diledi. Sonra ayak uçlarından başlayarak vücudunu parlak bir ışık hüzmesi kaplamaya başladı. Bu ışık daha sonra yan tarafımızda ki iki dünya dışı gibi uzun fiber optik kabloya benzer saçları gibi tel tel oldu ve gökkuşağı renklerin de ışıldamaya başladı. Tüm değişim tamamlandıktan sonra benim Tomris olarak tanıdığım kız yine bana gülümsüyordu. Ama artık başka biriydi. 
"Merhaba" dedi. "Ben Riss ve yanımdakileri tanyamaman çok doğal onlar Asena ve Toygar yani Senaa ve Gory." 
Gün içindeki bu kadar şok bana fazla gelmişti. Başımın döndüğünü hissettim. Müdürün odasındaki kanepede bir süre dinlenmek zorunda kaldım. 
Biraz kendime gelince Riss ırklarını biraz tanıtmaya çalıştı. Sirius B yıldızı etrafında ki gezegen sisteminin üçüncü gezegeninde yaşadıklarını söyledi. Kendilerine Nincha diyorlardı. Nincha'ların temelde bir cinsiyeti yoktu. Onlar Durumu açıklarsak tüm Nincha'lar birbirleri ile ürüyemiyorlar ama diğer ırklardan uygun adaylarla üreyip çoğalabiliyorlardı. Görünüşe göre bende uygun bir adaydım. 
Riss ve diğerleri acıkmış olduğumu düşünüp kampüste ki kafeterya ya götürdüler. Büyük salonda uygun bir yer bulup oturduk. Riss menüde tüm ırklara uyuyan damak tatlarının olduğunu istediğim herhangi bir dünya yemeğini sipariş edebileceğimi söyledi. Siparişlerimizi beklerken yan masadan gürültüler yükselmeye başladı. Pür dikkat olayın ne olduğunu anlamaya çalışırken kampüs güvenliği olaya müdahale etti. Daha sonra öğrendiğimiz de yan masanın yanından geçen bir Alfa Centauri sistemi ikinci gezegenden bir Norc, komşu dördüncü gezegenden olan ve pek anlaşamadıkları bir ırk olan Marhro'nun başının arkasındaki çıkıntıya çarpmış. Marhro'lu bunu gurur meselesi yapmış. Norc'lunun kasıtlı olarak çarptığını söyleyerek üzerine yürümüş. Bu olayı neden bu kadar çok büyüttülerini sorduğumda Marhro'luların üreme organlarının başlarının arkasındaki çıkıntı olduğunu ve bu organa üreme partnerleri den başkasının dokunmasının Marchro'lar tarafından çok utanç duyulan bir mesele olduğundan bahsettiler.
Şaşkınlığımı gören Senaa alaycı bir tavırla buradaki herkesin üreme organlarının bacaklarının arasında olduğunu sanmıyorsun herhalde dedi. 
Bu açıklamadan sonra Riss ve diğerlerine meraklı gözlerle baka kaldım. Kendi aralarında ürüyemeyen bu ırkın üreme sistemleri nasıl bir yapıda olabilirdi. Halimi gören Nincha'lar gülmeye başladı. Ne düşündüğümü biliyorlar mış gibi daha sonra açıklayacaklarını söylediler. 
Akşama kadar Riss kampüste girme yetkiniz olan her yeri bana gezdirdi. O kadar neşeli ve heyecanlı görünüyordu ki o rengarenk saçlarını ve bembeyaz tenini düşünmeme bile fırsat vermiyordu. Gerçi Senaa ve Gory de ondan aşağı kalır yanı yoktu. Akşam dairemize dönerken yemek zamanı tartışan Marchro'ların yanından geçtik. Nincha'ların anlattıkları yüzünden Marchro'ların başının arkasındaki uzantıya biraz fazla dikkatli baktığını fark etmedim. Marchro'lı tehditkar bakışlarını üzerime dikti. Son anda durumu fark eden Riss aramıza girerek beni Marchro'lının görüşünden kaçırdı. Bundan yararlanıp hızlandık. Dairemizin kapısına geldiğimizde baya rahatlamıştık.