Sayfalar

5 Aralık 2017 Salı

Kısa Hikaye Denemem - Galaktik Kampus


Galaktik Kampüs

İlk Temas


Özel bir vakıf üniversitesi bursluluk sınavına katılmak için İstanbul'a gitmiştim. Ben hayatımın büyük bir kısmını küçük bir ilçede yaşayarak geçirdim. O nedenle büyük şehirlerde yaşayamayacağımı hissi her zaman kalbimde bir yerlerde durur. 
Üstüme üstüme gelen yüksek katlı binalardan kaçarak sınavın yapılacağı yere yakın bir otelde bir gecelik bir oda kiraladım. Odam gayet iyi döşenmişti. Fiyatına göre lüks bile denebilirdi. Gerçi sınava gireceğim vakıf üniversitesinin ismini vermem bu konuda biraz etkili oldu. Resepsiyondaki bayan bu gece benim gibi pek çok müşterilerinin olduğunu söyledi. Bende hem bir şeyler yemek hemde rakiplerimin bir kısmını görmek için otelin restoranına indim. 
Üçerli dörderli bir kaç grupla karşılaştım. İki kız bir erkekten oluşan bir grubun yanındaki boş bir masaya oturdum. Masadaki menüyü gözden geçirmeye başladım. Ama yemeklerin çoğunun adı bende hiç bir çağrışım yapmadı. Menü ile cebelleşitigimi gören yan masadaki kızlardan biri Fransızca bir şeyler söyleyerek parmağını menüdeki listedeki bir adın üzerine bastırdı. 
Daha sonra gülümseyerek beni masalarına davet etti. Biraz çekingen birazda tetbirli hareketlerle masadakileri selamlayarak masaya oturdum. İlk önce beni davet eden kız kendini tanıttı. 
"Adım Tomris" dedi. Ardından ekledi. "Tomris Demirdöven." 
Sonra yanındaki aynı yaşlarda fakat daha koyu tenli kız devam etti. 
"Asena Kılıçbüken" dedi ve devam etti. "Şüradaki de küçük kardeşim Toygar".
Toygar ablasına içermediğini belli eder şekilde "Evet Toygar Kılıçbüken.  Memnun oldum" dedi. 
Bende "Pars Gökbörü" "Memnun oldum".
Bu arada Tomris dördümüz için yemek siparişini vermişti. Bana dönerek "Merak etme güzel bir yemektir" dedi. 
İstanbul'a dışarıdan geldiğimi ve yarın ki vakıf üniversitesi sınavına gireceğini söylediğimde cok ilgilendiler ve kendilerinin de bu sınav için geldiklerini söylediler. Ama ben kararsız olduğumu bu vakıf üniversitesinin neden beni sınava davet ettiğini anlamadığımı söyledim. Notlarım başlattı ve pek parlak bir öğrenci sayılmazdım. Hem nasıl bir sınav olacaktı. Davet mektubunda açıklayıcı bir madde yoktu. Arkadaşlarım ve ailem vakıfın ismini duyduklarında gitmem ve şansımı denemem için  beni adeta zorlamışlardı. 
Hikayemi anlatırken yemekler yenmiş ve lobide bir masa etrafında sohbete başlamıştık. Üçü de aynı şehirden arkadaşlar dı. Tomris ve Asena aynı kız lisesinden mezun olmuşlardı. Toygar onlardan tabi bende de bir yaş küçüktü ve özel eğitim veren bölge okulundan mezun olmuştu. Ama kızlar Toygar'ı beklemişler ve aynı dönemde üniversiteye gitmek istemişlerdi. 
Daha sonra kızların ısrarlarına dayanamayarak otelin barınağı geçtik. İçkiyle aram olmadığı için hafif bir şey sipariş ettim. Kızlar vişne votka istediler. Toygar içmek istemediğini hem içtiğinde ablasına mukayyet olması gerektiğini söyledi. Önemli bir günün arifesinde neden içmek istediklerini merak ettiğimi söylediğimde merak etme kafa dağıtmak için dediler.
Ama gece yarısına doğru ikiside çakır keyf olmuştu. Benim içinde dunya hafiften dönmeye başlamıştı. Toygar ile kızları omuzlayıp odaya çıkardık. Odalarımızın yanyana olduğunu görünce şaşırdım. Toygar ablası ile kalıyordu. Tomris yanlız oda kiralanmıştı. Oda kapılarımız karşılıklı idi. Tomris'i odasına götürmek için kapıyı açtığımda kolundan çekerek beni içeri sürükledi. Anlamadığım bir dilde birşeyler mırıldanıyordu. Elimden tutarak benim etrafımda dönmeye başladı. Bende bu dönüşten etkilenerek kendi etrafında dönüyordum. İçkinin hafif etkisiyle başım daha çok dönmeye başladı ve bilincini kaybederek odanın ortasına yığılı verdim. 
Derinden bir ses adımı sayıklıyordu. 
"Pars, Pars, Sayın Gökbörü artık uyanın. Yeni okulunuz daki ilk gününüze geç kalmak istemezsiniz. 
Afallamış şekilde etrafı bulanık görerek tüm bunların anlamını sordum. 
"Neler oluyor. Neredeyim ne oldu bana. Ne okulu bugün sınav olacaktı. Okulun ilk günü nereden çıktı".
Gözlerimi ovuştururken. Karşımdaki bulanık silüet netleşmeye başladı. Dün gece tanıştığım gruptaki Tomris karşımda bana mahcup şekilde gülümsüyordu. 
"İlk önce bir kaç açıklama yapmama gerek sanırım. Aslında sınav falan yoktu. Sende bizler gibi seçilerek buraya getirildin. Burası türler arası bir etkileşim merkezi ayrıca ileriki entekresyon için bir eğitim merkezi"
"Dur bakalım ne türü ne entekresyonu ilk önce nerede olduğumuzu söyle". 
"Tamam tamam söyleyeceğim. Samanyolu Galaktik konseyinin türler arası etkileşim ve ileride olası bir kargasayı en aza indirmek için temsilcileri eğitmek için oluşturduğu  Jüpiter'in uydusu Ganymede oluşturulan Galaktik eğitim üssü desin"
Yüzümde ne kadar büyük bir şaşkınlık ifadesi oluştuğunu tahmin edemiyorum. Söyledikleri tahmin sınırlarımın dışına çıkıyor. Şaşkınlığımı görünce en iyisi görmelisin dedi. Üzerimi değiştirdikten sonra kapıya yaklaştık. Bana şimdi göreceklerim için hazırlıklı olmamı kendisininde ilk gördüğünde şaşkınlıktan dona kaldığından bahsetti. İnanmayarak kapı önünde durdum. Kapı normal bir kapıdan farklı gözüktü. Sürgülü bir kapıyı andırıyordu ve metalik gri renkte idi. Birden sağa doğru açıldığında ilk şok dalgası beynimi sarmıştı bile. Tam önümden iki metre boyunda bir ıstakoz geçtiğini gördüğümde refleks olarak bir adım geri sıçradım. Daha sonra ürkek bakışlarla ıstakozun arkasından baktığımda vücudu kabuktan bir zırh ile kaplı gibi duran başı ıstakozdan çok insan kafasını andıran ama antenleri iki yana sarkan bir yaratık olduğunu anladım. Yanlız değildi. Yanında bir altmış boylarında uzun alınlı dikkatli bakmaz iseniz üçüncü sınıf uzaylı filmlerindeki marslı tiplerine benzeyen üç kişi daha vardı. 
İlk şoku atlattıktan sonra Tomris ile beraber kampüs alanına doğru ilerlemeye başladık. Bu arada kolidorlar kapılar hariç normal bir otel yada yurt kolidorlar dan farksızdı. Kampus alanına yaklaşırken büyük bir uğultu duyulmaya başladı. İleride balkon korkulukları ve merdivenler gözüküyordu. 
Korkulukla ulaştığım da başka bir şok dalgası bedenimi sardı. Kampüsün kafeteryası olduğu anlaşılan genişçe bir alanda şaşkınlıktan sayamadığım onlarca tür dünya dışı canlı oturmuş yada ayakta beslenme alışkanlıklarına göre bir şeyler yemekle meşgul iken bir kısmında sırada yiyeceklerini almayı bekliyorlardı.  
Tomris "Bu kargaşaya daha sonra katılırız. Şimdi müdürün yanına gitmeliyiz" dedi.
Müdürün odası dünyadaki pek çok örneklerinden farksızdı. Pek çok şey evrensel olarak birbirine benzer çözümler ile sonuçlanıyor diye düşündüm. Müdür daha önce kolidorda gördüğüm tipik  Marslı görünümündeki türdendi. Ama bariz şekilde yaşlı olduğu anlaşılıyordu. Hangi gezegenden olduğunu şimdi sormanın kabalık olacağını düşündüm. Bu arada yanında yaklaşık bir metre altmış santimetre boyunda tüm beyaz tenli ve tek parça beyaz tayt benzeri bir kıyafet giymiş. Saçları fiberoptik kabloları andıran ve gözümün algısınırlarından fazla renk barındıran uzun saçlara sahip iki kişi daha vardı. 
Müdür "Ben Alhem Garf. Bu kurumun başıyım" dedi.
"Seni bir süredir izliyorduk. Türler arası etkileşim için uygun bir aday olduğuna karar verdik. Bunda pek çok konu etkili oldu. Özellikle de "Riss" ile aranızda özel bir DNA uyumuna rastladık. 
"Bu arada Riss kendini hala tanıtmadın mı." 
Bu sorunun kime sorulduğunu araştırırken Tomris'in bana gülümsediğini gördüm. Bana özür diledi. Sonra ayak uçlarından başlayarak vücudunu parlak bir ışık hüzmesi kaplamaya başladı. Bu ışık daha sonra yan tarafımızda ki iki dünya dışı gibi uzun fiber optik kabloya benzer saçları gibi tel tel oldu ve gökkuşağı renklerin de ışıldamaya başladı. Tüm değişim tamamlandıktan sonra benim Tomris olarak tanıdığım kız yine bana gülümsüyordu. Ama artık başka biriydi. 
"Merhaba" dedi. "Ben Riss ve yanımdakileri tanyamaman çok doğal onlar Asena ve Toygar yani Senaa ve Gory." 
Gün içindeki bu kadar şok bana fazla gelmişti. Başımın döndüğünü hissettim. Müdürün odasındaki kanepede bir süre dinlenmek zorunda kaldım. 
Biraz kendime gelince Riss ırklarını biraz tanıtmaya çalıştı. Sirius B yıldızı etrafında ki gezegen sisteminin üçüncü gezegeninde yaşadıklarını söyledi. Kendilerine Nincha diyorlardı. Nincha'ların temelde bir cinsiyeti yoktu. Onlar Durumu açıklarsak tüm Nincha'lar birbirleri ile ürüyemiyorlar ama diğer ırklardan uygun adaylarla üreyip çoğalabiliyorlardı. Görünüşe göre bende uygun bir adaydım. 
Riss ve diğerleri acıkmış olduğumu düşünüp kampüste ki kafeterya ya götürdüler. Büyük salonda uygun bir yer bulup oturduk. Riss menüde tüm ırklara uyuyan damak tatlarının olduğunu istediğim herhangi bir dünya yemeğini sipariş edebileceğimi söyledi. Siparişlerimizi beklerken yan masadan gürültüler yükselmeye başladı. Pür dikkat olayın ne olduğunu anlamaya çalışırken kampüs güvenliği olaya müdahale etti. Daha sonra öğrendiğimiz de yan masanın yanından geçen bir Alfa Centauri sistemi ikinci gezegenden bir Norc, komşu dördüncü gezegenden olan ve pek anlaşamadıkları bir ırk olan Marhro'nun başının arkasındaki çıkıntıya çarpmış. Marhro'lu bunu gurur meselesi yapmış. Norc'lunun kasıtlı olarak çarptığını söyleyerek üzerine yürümüş. Bu olayı neden bu kadar çok büyüttülerini sorduğumda Marhro'luların üreme organlarının başlarının arkasındaki çıkıntı olduğunu ve bu organa üreme partnerleri den başkasının dokunmasının Marchro'lar tarafından çok utanç duyulan bir mesele olduğundan bahsettiler.
Şaşkınlığımı gören Senaa alaycı bir tavırla buradaki herkesin üreme organlarının bacaklarının arasında olduğunu sanmıyorsun herhalde dedi. 
Bu açıklamadan sonra Riss ve diğerlerine meraklı gözlerle baka kaldım. Kendi aralarında ürüyemeyen bu ırkın üreme sistemleri nasıl bir yapıda olabilirdi. Halimi gören Nincha'lar gülmeye başladı. Ne düşündüğümü biliyorlar mış gibi daha sonra açıklayacaklarını söylediler. 
Akşama kadar Riss kampüste girme yetkiniz olan her yeri bana gezdirdi. O kadar neşeli ve heyecanlı görünüyordu ki o rengarenk saçlarını ve bembeyaz tenini düşünmeme bile fırsat vermiyordu. Gerçi Senaa ve Gory de ondan aşağı kalır yanı yoktu. Akşam dairemize dönerken yemek zamanı tartışan Marchro'ların yanından geçtik. Nincha'ların anlattıkları yüzünden Marchro'ların başının arkasındaki uzantıya biraz fazla dikkatli baktığını fark etmedim. Marchro'lı tehditkar bakışlarını üzerime dikti. Son anda durumu fark eden Riss aramıza girerek beni Marchro'lının görüşünden kaçırdı. Bundan yararlanıp hızlandık. Dairemizin kapısına geldiğimizde baya rahatlamıştık. 

Kısa Hikaye Denemem - Koloni


Koloni


Uzay çağı başladığından beri neredeyse beş yüz yıl oldu. İlk başta küçük uydular ve hayvanlı uçuşlar dışında çok az insan yörüngeye çıkarılabilmişti. 
Ha bir de tek uydumuz olan Ay'a gidildi. Pek çok insan inanmasada, şimdi bunun bir önemi yok. Çünkü aşağı yukarı 100 yıllık bir süre daha doğrusu yerinde sayma evresinden sonra uzayın kapıları insanlığa açıldı.
Biri Türk diğeri Japon mühendis karı kocanın geliştirdikleri motor sayesinde uzay yolculuğunun en büyük iki sorununu çözülmüştü. Bunlar hız ve yakıt sorunuydu. 
Motor anti-madde elde etme ve bundan elde ettikleri patlama gücünü itiş gücüne dönüştürme prensibi üzerine kuruluydu. 2000'li yılların başında Cern'de yapılan Hidron çarpıştırma deneylerinin meyvelerinden biriydi. 
Bu motorun mükemmelleşmesi neredeyse yüz yıl aldı. Yinede bu yüz yıl içinde Ay, Mars ve Jüpiter'in uyduları Europa, Ganymede'de koloniler kurulmuştu. Ama bu bir yerden sonra insanlığa yeterli gelmedi. Sonuç olarak Dünya'ya en yakın yıldız sistemi olan Alpha Centauri, 4,1 ışık yılı ve  İkinci en yakın yıldız sistemi ise 6 ışık yılı uzaklıktaki Barnard Yıldızı sistemine insansız robot keşif gemileri gönderildi. 
Komşu yıldız sistemlerine gönderilen gemilerin gidip geri gelmeleri yaklaşık otuz yıl aldı. Bu süre zarfında uygun gezegenler bulunması halinde nasıl bir yol izleyeceği konusunda tartışmalar yapıldı. İnsanların hangi yöntemle uygun gezegene gönderileceği yönünde bilimsel araştırmalara büyük fonlar ayrıldı. 
İnsanları uzun süre uyutma üzerine deneyler yaşlanma ve bedensel problemler yüzünden ilerleme şansı bulamadı. Bunun yerine devasa koloni gemileri ile uzayda bir veya iki nesil yaşadıktan sonra hedeflenen gezegene ulaşılması yönünde oldu. 
Dünya ve koloniler tüm imkanlarını seferber edip insanlığın görmüş olacağı en büyük yapıyı inşa etmeye başladılar. Çapı on km boyu yirmi beş km uzunluğundaydı. 
Koloni gemisinin bittiği gün insanlığa canlı yapılan konuşmada projenin baş mühendislerinden Hintli Chanda Singh "İnsanlık kendi RAMA'sını inşa etti. Arthur C. Clarke bu muhteşem manzaraya bakıyor olsaydı. Eminim göz yaşlarına hakim olamazdı" demişti. 
Koloni gemisi neredeyse küçük bir dünya gibiydi. İçerisinde şehirler, ormanlar, göller ve dağlar vardı. İçeride yaşayacak insanların besin ve hava gereksinimlerinin büyük bir kısmı koloni gemisinin ekosisteminde üretilebilirdi. 
Koloni gemisinin inşasının bitmesine yakın yakın yıldız sistemlerine gönderilen robot gemiler geri dönmüşlerdi. Alpha Centauri sisteminde Alpha Centauri-b yıldızının yörüngesinde dünyadan keşfedilmiş gezegenlerden birinin şartları dünyaya yakın olduğu teyit edilmiş oldu. 
Keşfedilmiş gezegenin seyrek bir atmosferi ve dünyanın ortalama ısısının çok altında sıcaklığa sahipti. 
Hedef gezegen için uygun yaşam hazırlama planı geliştirildi. Buna göre atmosfer gezegende bulunan madenlerden elde edilebilecek ve sera etkisi meydana getirecek gazlarla yoğunlaştırılacaktı. Bu sayede hem atmosferin kalınlığı hem bu sayede gezegenin sıcaklığı uygun şartlara getirilecekti.
Koloni gemisi tamamlandığında gönüllüler arasından yapılan elemeler ile beşyüz en uygun aday gemiye kabul edildi. Çoğunluğu evli çiftlerdi. Evli çiftlerin çoğunluğunun da çocukları vardı. İleride ilk kuşaktan bekarların da evlenip çocuk sahibi olmasıyla koloni gemisinin nüfusu bini bulacaktı. 
Lakin ilk kuşaktan çocuklar arasında bir çeşit kast sistemi oluşmaya başlamıştı. Bu çocuklar yetişkin olup kolonide etkili yerlere geldikçe adı konmamış bir ayrımcılık oluşmaya başlamıştı. 
Bu ayrımcılıktan faydalanarak gücünü artıran ilk kaptanın oğlu Adam More kaptan seçimlerinde yeterliliği sağlamasına rağmen yönetmelikteki açıklardan ve ilk nesilin çocuklarının arasında oluşturduğu baskıdan yararlanıp kaptan koltuğuna oturmuştu. Adam More ilk haftalarında sonra yaşlılarda dahil olarak koloninin büyük bir kısmını bastırmıştı. 
Daha sonra koloni geçmişinde tahribata gitti. Dünya ve diğer gezegenlerle ilgili bilgilerin bir kısmını değiştirdi. Koloni ileri gelen yaşlılarının ölümlerini hızlandırarak koloni geçmişinden fazla haberi olmayan yeni neslin şartsız koşulsuz kendine itaat eden sormayan araştırmayan bir nesil olmasını sağladı. Azınlıkta kalan Fred Mcdanold ve ailesi ve yakın bir iki aile susmaktan başka bir şey yapamaz olmuşlardı. 
Böyle günler geçerken 2534 yılında Alfa Centauri sistemine giren koloni gemisi Alfa Centauri-b' nin görünmesine girdiklerinde bu durum biraz rafa kaldırıldı. Adam More kral olsa da yeni gezegenin insanlaştırılması öncelikliydi. Gezegenin iki uydusu olduğu görülüyordu. Bu uydulara gezegen arasında en uygun kordinatlarda yörüngeye girildi. 
Gezegen uzaktan ölçüm cihazları ile yer altı kaynakları doğruluk payı çok yüksek şekilde araştırıldı. Küçük gruplar halinde en uygun maden noktalarına büyük çapta robotik maden kazma, çıkarma ve işleme istasyonları gönderildi. Hedef gezegen dünyanın yaklaşık bir buçuk katı kadar olduğundan atmosferi manipüle etmek çok zor olacaktı. Atmosferinde ağırlık olarak azot vardı. Oksijen oranı çok düşüktü. Gezegenin toprağının altında çok derinden denebilecek derinliklerde donmuş buz yatakları bulunuyordu. Maden ocaklarının yanında buz yataklarına ulaşmak içinde robot kazıcılar gönderildi. Çıkarılan buzun bileşenleri çok karışıktı. H²O oranı düşük olmasına karşın ümit verici şekilde biraz bulunuyordu. 
Çıkarılan buz mekanik olarak kırılıyor ve sıvılaştırılıyordu. Daha sonra bileşenlerine ayrılıyordu. Sonrasında ise  su ve oksijen atmosfere salınıyordu. 
Koloni gezegeninde yaşam koşulları yapılan hesaplara göre kırık yıl kadar sonra uygun hale gelecekti. Bu süre zarfında hem koloni gemisinde hemde gezegen yüzeyinde yaşamaya devam edilecekti. Bunun için dev kubbeli şehirler inşaa edilecek koloni gemisinin şartlarına benzer şartlar oluşturulacaktı.  
Bu kentlerden birincisi olan Mooncity adını Ay kraterlerine benzeyen yapısı yüzünden almıştı. Ana kraterin duvarlarından yararlanılarak yaklaşık beş km çapında bir kubbe fiber teknolojisi kullanılarak yapılmıştı. Kubbe çok hafif aynı zamanda dayanıklıdı. Ayrıca fiberin bileşenlerinin içinde manyetik bir kalkan oluşturmak için gerekli elementlerden bir devreler ağı bulunuyordu. 
Dünyadan getirilen bitkiler kubbe içinde oluşturulan alanlara ekilip yaşayıp yaşamadıkları görüldü. Toprakta tanımlanan ilk dünya dışı canlılar yüzünden bitkiler yaşamadan hızlı bir şekilde kurumuşlardı. 
Toprak ekim bölgesinde tekrardan elden geçirildi. Gezegende bulunan mikroskobik canlılardan azami temizlenmeye çalışıldı. Bu sefer bitkiler bir şekilde yaşamayı başardılar. Kubbenin altında dünya benzeri bir alan oluşmuştu. Yinede kubbe dışında özel kıyafetler ve kapalı araçlarla çıkılıp çalışılabiliryordu. 
Toprakta bulunan mikroskobik canlılar üzerinde çalışan bilim insanları bu canlılarda bilinç öğelerine rastladıkların da tam bir deprem etkisi meydana getirmişti. Bu canlılar aslında birçok tekil canlının ortak yaşam dairesinde birleşmesiyle oluşan çoklu bir bilinçleri vardı. Kendilerine insan algısının anlayamayacağı bir işin veriyorlardı. Koloni halkı onlara "Bell's" diyordu. Bellsler atmosferik şartların değiştirilmesi halinde yaşamlarının tehlike altına gireceği için endişeliydiler. Koloni bunun asılabilir bir sorun olduğu konusunda Bellslere teminat verdi. Bu konuda deneylere yardımcı olmalarını istediler. Bu deneylerde Bellslerin otsu ve odunsu dünya bitkilerinin hücre duvarları içinde yaşayabildikleri görüldü. Bitkiler ile bir çeşit ortak yaşam kurmayı başardılar. 
Bu Bell's bitki ortak yaşamı sayesinde kubbe dışında yaşayamayan dünya bitkilerinin uçsuz bucaksız otlaklar ve orman arazileri meydana geldi. Bu sayede Bell's bilincinin de yardımı ile gezegen atmosferindeki oksijen miktarı hızla arttı. Bir noktadan sonra artık insanlar ek bir ekipmana ihtiyaç duymadan gezegende istedikleri yere gidip istedikleri gibi çalışabiliyorlardı. 
Tum bunlar gerçekleşirken dünyadan daha küçük boyutlarda bir gemi daha yeni gezegene ulaştı. Bu gemile gelen grubun karşılaştığı manzara hayret vericiydi. Adam More ölmüş olmasına rağmen geride bıraktığı krallık vari yapı iyice kemikleşmişti. Adam More'un ikinci karısından olan küçük oğlu Hans More kardeşlerini bastırmış ve artık beşbin beşyüz kişilik toplumun başına geçmişti. 
Dünyadan gelen geminin kaptanı Alex Telles Hans More ile görüşmesine rağmen koloninin tarihi ve amacı ile ilgili konuşmalar çok verimsiz geçiyordu. 
Bir gün Hans More "İyiya işte biz burayı ehlileştirdik ve yaşanır bir hale soktuk. Bu yüzden buranın sahipleri bizi ve ben burayı yönetiyorum. İster kalır bana itaat edesiniz. İster dünyaya geri dönersiniz" demisti.
Bunu üzerine Alex Telles görüşmeleri kesip kendi gemilerine dönmüştü. Alex Telles mürettebatı ile yaptığı toplantıda yeni gezegenin nasıl bu hale geldiğini ve çözüm yollarını değerlendirdikten sonra burada kalıp Hans More yönetimini devirmek yönünde karar aldılar. 
Alex Telles yeni gezegende iken Fred Mcdanold'ın torunlarından olan Maya Wild zor zar Alex Telles'e kendi durumlarını ve More karşıtı yapının bilgilerini bir veri diski ile vermeyi başarabilmişti. 
Kaptan Telles bu bilgiler ile Hans More'a bir darbenin planlarını yapmaya koyuldu. İlk önce koloninin ileri gelenleri ile gizli görüşmeler yaparak More karşıtı cepheyi güçlendirmek istedi. Lakin bu kolay olmayacaktı. Koyu More taraftarı bir kaç ileri gelen Kaptan Telles'e mukavemet gösterdi ve Hans bu girişimden haberdar oldu. Maya Wild ve grubunu gözaltına almak için girişimde bulundu. Maya Wild ve bir kaç muafil kaçıp saklanabildiler. 
Maya Wild ve Kaptan Telles'in ekibi koloninin haberleşme sistemine girerek daha önce Adam More ve şimdi oğlu Hans More tarafından yapılan geçmiş ile ilgili değişiklikleri ve doğrularını koloni halkına duyurdular. Destek istediler. Hans More yayını kesmek için uğraşsa da kesemedi.

Paralel Evrenler Hakkında Düşünmek - Devam


Parelel Evrenler ve Zaman İlişkisi


Ana rahmine düştüğümüz andan itibaren ileri doğru yaşamaya devam ediyoruz. Yaşadığımız anlar arkanızda kalıyor ve önümüzdeki muhtemel evrenlerden birinden devam ediyoruz. Bu da zamanın ilerlemesi olarak algılayabiliriz. Madde her an hareket halinde bizim giremeyeceğimiz boyuttaki parçacıklar sürekli hareket ediyorlar. Bu da şu anki evrenin bizim iredemiz dışında ilerlemeye devam ettiği sonucuna çıkar. 
Evreni yada maddeyi X Y Z koordinatları ile 3 boyutlu algıladığımız gibi bir 4. boyutta zaman olarak da ifade ederiz. 
Evrende bulunan tüm atomlar hareket halinde olduğu kabul edilir. Bu halde zaman hareketle temelden bağlantılıdır. Evrendeki tüm atomları durdurmaya gücünüz yettiği taktirde zamanı da durdurabilirsiniz. Bu atomların hepsini istediğiniz bir zamanki hali ile dize bilirseniz zamanda da yolculuk edebilirsiniz. Ama bir tek atomu bile kontrol etmek imkansıza yakınken sayamayacağımız kadar çok atomu istediğimiz zamanki halinde dizebilmek imkânsız bir durum diye düşünüyorum. En azından İlahi bir güç devreye girmeden bu olanaksız gözüküyor. Konuya teolojiyi karıştırmak istemiyorum. Yoksa konu içinden çıkılmaz bir hal alabilir. 
O halde bu bölümü de yayınlamak istiyorum. Kısa bir bölüm oldu ama ileride düzenleye bilirim diye düşünüyorum.

Paralel Evrenler Hakkında Düşünmek

           

Paralel Evrenden Ne Anlıyorum


Tüm canlılar aslında sadece kendi evrenlerin de yaşarlar. Yani evrende bizden başka yaşam formları da olduğunu kabul ederek evrende yaşayan canlı türlerinde artırmış oluruz. Bundan yararlanarak bilinçli yada bilinçsiz sayısını tahmin edemeyeceğim kadar çok yaşam bulunmaktadır. Bundan kastım. Başta söylediğim gibi her birey yada yaşam buna ağaçlar, otlar, balıklar, amipler, adını bilmediğimiz uzaylı yaratıklar hepsini ayrı ayrı evrenler olarak kabul edebiliriz. Tüm bu evrenler yaşamları boyunca birçok kez birbirleri ile keşişe bilirler. 
Yanlız bahsettiğim evrenler Parelel evrenler konusunda düşündüğüm parelel evrenler değiller. Bu evrenler birbirlerini etkileyebilirler ama yinede paralel değillerdir.
Burada parelel olan bir yaşama ait olan yaşam süresinde hesap edilen yada idrak edilebilen an'ın zamanın kesiti olması bu zaman kesitlerinin de yaşamın ilerlemesi ile değişen anların bir evren oluşturmasıdır. 
Daha anlaşılır olmaya çalışırsam. Dün geçmiştir. Hatta her geçen saniye geçmişte kalır. Canlılar özellikle bilinç geliştirmiş canlılar anı yaşar. Bu an hesap edilen en kısa zaman birimidir.
Gelecek bizim için daha yaşanmadığı için yoktur. Buda bize sonsuza yakın bir parelel evrenler yalpazesi sunar. Yaşayan canlı yada insan için konuşalım anı yaşarken her an bilinçli yada bilinçsiz tercihler yapar. Bu tercihler olası parelel evrenler de ilerleyerek bizi yaşam çizgimizin sonuna ulaştırır. Canlı bu evrenler yelpazesinde yoldan yola atlayarak ilerler ama sadece anı yaşadığı için düz bir çizgide ilerlediğini sanır. 
Şimdi şu an geçmiş yaşantımızı düşündüğümüzde yaptığımız tercihlerin pek çoğundan memnun olmadığımızı ve elimizde fırsat olsa başka bir tercihten devam edeceğimizi dile getirmeyi çok severiz. Zaman yolculuğu fikrinde bundan ivme alarak genelde geçmişe gitme isteği ile insanının içinde nesilden nesile akar durur. Ama geçmiş artık zihnimizde bulanık bir anıdan başka bir şey değildir ve geçmişi cisimleştiremeyiz. Atomları bir daha aynı koşularda aynı koordinatlarda bulunmaya zorlayamayız. Işık hızını aştığımızda zamanın geri saracağı teorisi bence fanteziden ibaret. Işık hızına ulaşmamız şu an için imkan dahilinde değil. Ulaştığımızda elde edeceğimiz verileri değerlendirecek fırsatımız olacağını sanmıyorum. 
Bu konudaki etkileşimli mevzuları ikinci bölümde yazmayı planlıyorum. İş ev ve yazı arasındaki dengeyi şimdilik sağlayamadığı mı belirtmek isterim. Bu konuda affınıza sığınıyorum. İyi okumalar dilerim.

3 Aralık 2017 Pazar

Bu Numaraya da Dikkat 05498027068





Bu telefon numarası için bir video hazırlamak için

çok düşündüm çünkü yeterince

konuşturamamıştım. Üzerinden baya geçtiğini itiraf

etmeliyim ama yinede insanlara bir fikir vermesi

açısından bu aramaya bir video hazırlamak istedim.